Ayazma CK

Batı’nın zoruyla kurulan; futbol sanat, edebiyat karıştıran, “Almanlar kaybedince kaybetmiş sayılırız” deyip kazanmaya değil eğlenmeye oynayan; Masada kazanıp, sahada kaybeden; “erken kaybeden”, geç kaybeden, hep kaybeden; Yenile yenile Samuel Beckett olmayı öğrenen; Ama hiç bırakmayan, bırakınca sallayan, sallandıkça toparlayan; “Sakin olmam lazım” dedikçe dellenen, dellendikçe demlenen; Maç öncesi “Büyülü Dünya Pavyonu” gezen; Geceleri Mor ötesi bakışlı; Sahada “My Marlon and Brando” kıvamında; maç sonunda fuckbuddy arayışında; her gece ‘hasta ruh’lu; Aşçısına gol attırıp, seyyar kebapçıda tıkınan; Aramızdaki en kısa mesafe’yi verkaçla kat eden; Kalesinin “Son Kullanma Tarihi” geçmiş; Sağbeki “Düşler, Kabuslar ve Gelecek Masallar”ın markajında; Birinci ve ikinci kaptanı çevirmeye kurban gitmiş, Stoperi GAF kulesi, Orta sahası Aslan Asker Şvayk, Forveti kralın oğlu ama “Fani Dünya”ya küs, Teknik direktörü Galeano’nun köylüsü; Velhasıl yazar mı yazar, çizer mi çizer, oynar mı oynarlar. Almanya bahanedir, Alsas Loren’i geri alıncaya dek futbol topunun peşinden gideceklerdir. Ne de olsa futbol, 11’erden iki takımın oynadığı sonunda yazarların hüzünlendiği bir oyundur.